YENİDEN...

Son günlerde değişti hayatımın fon müziği… Tanıdık, hepimizin ezbere bildiği bir Sezen şarkısı oluverdi… Onca Sezen şarkısı varken zihnimde, zamanla artık büyüdüğümü kabullenmenin etkisiyle mi bilmem, içimi acıta acıta yerleşti bu sözler ömrümün şimdiki dönemine…

‘…Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizde
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken
ESKİDENDİ ÇOK ESKİDEN…’


Gerçekten ne vakit şarkılar bizi bu kadar incitmeye başladı? Ne zaman çerçeveler doldu, hatta tekrar tekrar değişti içlerindeki fotoğraflar… Söyleyin gerçek nedeni nedir bu geçmişe özlemimizin, anılarda parçalanması gözlerimizin…

Bu aralar sizin hayatınızın nedir fon müziği? Durup dururken kalbinizin kapılarını çalan, aklınızı çelen? Geçmişinizi önünüze seren, yarını sorgulatan… Belki tam da işinizi yaparken; yarının raporlarını hazırlarken ya da toplantının tam ortasında, ilk gençlik aşkı gibi, düşen zihninize…

Biliyorum elbet yine değişecek hayatımın ritmi, hatta bir dokuz sekizlikle bile paylaşacağım olacak günlerimi…

Ancak o günler gelene dek… Bu günler eskimeden... Yine Sezenimiz’ in dediği gibi… Bu kızı yeniden büyütsem mi?

Yalnızlık...

' Vira vira demir aldı dünya...'
Geç olsa da öğrendim…

Hayat, soğuk bir savaşmış, hem de hemen hemen çevredeki herkesle olan…

Hayat, mütevazılık değil tabiri caizse yırtıklık, fırlamalıkmış…

Hayat, karşındaki canım dediğinde canın çıksın dediğini anlayabilmekmiş…

Hayat, ne kadar çok lüks olduğuymuş yaşamında, arabaların, kıyafetlerin, cep telefonlarınmış…

Hayatta ne kadar değer gördüğün ne kadar içten gülümsediğin ile ilgili değil bu güne dek ne kadar ensesi kalına gülümsediğinmiş…

Hayat, bir dostla paylaşılan sıcak bir çay değilmiş salaş bir kahvede, hayat sözde dostlarını hangi afili mekânlara götürdüğün ve orada ne kadar çok şey ısmarlayabildiğinmiş…

Hayattaki amacın bir iki çocuğa ışık tutmak olmuş olmamış önemli değil, kimse amaçlarla ve çocuklarla ilgilenmez, tuttuğun ışık markalı mı ya da bu iyilik sana ne kadar sükse yaptırır buymuş önemli olan…

Hayat, hasta olduğunda sıcacık geçmiş olsunlar dan değil de bu yaşta hasta olunur mular dan oluşuyormuş…

Öğrendim geç olsa da,

Hayat, dostlar biriktirdiğini sandığın anda sırtından bıçaklanmayı öğrenmekmiş…

Hayat, sürekli işittiğin laf sokmalarla yaşamayı öğrenebilmekmiş…

Hayat, onlar için kendinden bile vazgeçtiğin insanların seni aslında hiç sahiplenememiş olmasıymış…

Hayat, en yakın dostlarının bir kademe bile yükseldiğinde başını ezmesiymiş…

Hayat, hesabı ya kendinin ödemesi ya da alman ödenmesiymiş (en iyi ihtimalle)…

Hayat, sadece iyilikleri için savaştıklarının seni kırmak için bir yol bulmaya çalışmasıymış…

Hayat, ne kadar çok sosyal aktiviten olduğu ve bunları anlatırken altını kalın kalın çizgilerle çizebilmekmiş…

Öğrendim…

VE Öğrendiklerimin en önemlisi;

Hayatta yeni bir kazanım yokmuş…senin için ağlayan, senin için gülen, seni önemseyen, seni seven zaten senin çekirdek ailenmiş…Annen,baban,teyzenmiş…Onların değerini bilebilmekmiş hayat…

VE anladım ki,

Hasta olduğumda sırf ben seviniyorum diye hediyeler alan tatlılar yapan sevgili eşim
HAYAT, SENMİŞSİN…


HANDE ATAN
(Yalova-2009)

Kim Kaldı?

Kim kaldı yanınızda? Hani bir gün bile göremeseniz gününüzün anlamsız geçtiği, hiç bir sırrınızı O olmadan kendinize bile itiraf edemediğiniz… Kendi sevdiğiniz şeylerden çok O’nun sevdiklerini önemsediğiniz, sırf O gülüyor diye güldüğünüz ya da ağlıyor diye ağladığınız… Söyleyin kim kaldı? Başlangıçta çaldı telefonlar, hasret dolu notlar, kenarlarına iliştirilmiş hediyeler, ‘sensiz anlamsız’ diye başlayan satırlar oldu şüphesiz… Sonra azaldılar… Belki de yok oldular tamamen…

Son günlerde video paylaşım sitelerinde sıkça rastlanan görüntülerden biri ‘Vefalı Aslan’ … Görüntülerdeki kişiler aslanımızı bebekken buluyor, bakıyor, büyütüyor ve yasalar gereği bir süre sonra ormana salmak durumunda kalıyorlar… Aradan yıllar geçiyor ve aslanı çok özleyip onu bıraktıkları ormana gidiyorlar, belki görürüz umuduyla, sizi parçalar, kendinizi tehlikeye atıyorsunuz diyenlere inat… Aslanla karşılaşıyorlar nihayet, bizim kocaman ormanların kralı görünce ona yıllarca bakanları, yüzünde şaşkın bir ifadeden sonra koşuyor ve atlıyor boyunlarına, sarılıyor, insan gibi! , yalıyor yüzlerini öpüyor, bir birine sarılıyor bir diğerine…

Şimdi düşünün o çok sevdiğiniz dostunuzu, hani onsuz neredeyse nefes bile alamadığınız zamanlarda, O’nun hiç anlam veremeyeceği bir şekilde terk etseniz, yapayalnız bıraksanız bilmediği bir coğrafyada… Yıllarca aramasanız, sormasanız… Sonra günün birinde… Gitseniz yanına... O çok sevgili dostunuz ne yapardı sizi görünce? Bizim vefalı aslan gibi sorgusuz sualsiz koşup boynunuza sarılır mıydı? Yoksa aksine bizim aslandan, aslında beklediğimiz gibi, ’ben zaten kralı olmuşum bu ormanın, ne yapalım beni bakıp büyüttüysen, o eskidendi ‘ mi derdi?

Hangisi? Eğer yıllar sonra hala özlüyorsanız O’nu ve O hiç düşünmeden açıyorsa size kapılarını sonuna kadar… İşte aslında O kalmıştır yanınıza şu kısacık hayat yolunda…

Şimdi size düşen… Vakit kaybetmeden, bir iki satır yazmak eski dosta ‘sensiz anlamsız’ ile başlayan…


HANDE
(2008-Bursa)

Baba ve oğul..

Ahh İstanbul...

Sonunda az da olsa dindi hasretimiz..3 günümüz senin sokaklarında,senin havanı soluyarak ve tekrar tekrar senin güzelliklerine hayran olarak geçti..Ne de güzel geçti..

Tadımlık..Kadıköy'ümüzden İstanbul manzarası ...